27 Kasım 2014 Perşembe

Saray ve Güç İlişkisi



Son günlerde bir saray muhabbeti almış başını gidiyor. Geleceği ve geçimi bu iktidara bağlı olan bazı zevat gazete ve televizyonlarda büyük sarayın faziletlerini anlatmak için bir yerlerini yırtıyorlar. Bazılarının inanmadıkları halde zorlama söylemlerde bulunduğu hallerinden anlaşılıyor.  Bunlar neyse de ömründe bir gecekonduya bile sahip olmamış insanların, günde beş vakit camiye koşturanların da bu savunmaya katılmalarını anlamak mümkün değil. İslâm’da, israfın haram ve zulüm oluşu es geçiliyor.
Ülkede işsizlik almış başını gidiyor. Yukardakiler, en ufak bir tedavi için yurt dışına giderken, sağlık hizmetleri prim ödeyen vatandaşın sırtına bindirilmiş. Yetkililer hangi ilâçtan ne kadarını vatandaşa ödetiriz diye kafa patlatıyorlar. Asgari ücret zaten yetersizken, enflasyonla daha da yetersiz hale gelmiş. Memur, emekli, dul ve yetimler ay sonunu getirmenin derdinde. Gelir dağılımı en adaletsiz günlerini yaşıyor. Zengin daha zengin, fakir daha fakir olmuş. Özel sektörde çalışanlar patronların insafına terk edilmiş. İş kazaları ayyuka çıkmış. Binlerce öğretmen atama bekliyor. İhtiyaç var ama kadro yok diyorlar. Kamuda israf almış yürümüş, en basitinden mahallemizdeki ufak bürokrat bile işine devletin lüks arabası ile gidiyor. Bölücüler gemi azıya almış, ülkenin bir bölgesinde devlet güçlerinin eli kolu bağlanmış. Dış politikada sıfırı tüketmişiz. Birçok bölgede huzursuzluk kaynağı olan İki milyon Suriyeli, ülkeye alınmaları yetmezmiş gibi, şimdi de vatandaş yapılıyor. Sinsi plânlarla ülke geleceği karartılıyor.
Bütün bu olumsuz tablo ortada iken varsa yoksa saray. "Aslanımın canına değsin, o her şeye lâyıktır. Biz büyük ve güçlü devletiz, büyük ve güçlü devletler büyük saraylar yapar” saçmalıkları sinsice beyinlere işleniyor. Hain ve insafsız bir propaganda ağı ülkeyi sarmış durumda. Adeta güneş balçıkla sıvanmaya çalışılıyor. Gerçekten büyük sarayları, büyük ve güçlü devletler mi yapar?
Bunun için, Osmanlı Devletinin ilk dört yüz yıl yönetildiği Topkapı Sarayı ile son dönemlerde yaptırılan Dolmabahçe Sarayı ve diğer sarayları incelediğimiz zaman durumun de hiç öyle olmadığını görürüz.
Topkapı Sarayı
Neymiş? Saray çok önemliymiş. Büyük ve güçlü devletler büyük saraylardan yönetilirmiş. Oysa Osmanlı Türk İmparatorluğu, dünyayı dört yüz yıl Topkapı Sarayından yönetmiştir. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478 yılında yaptırılan ilk binalar o zamanki adı Yeni Saray olan Topkapı Sarayının çekirdeğini oluşturur. Saray, bu ilk yapılara zaman içinde sultanların yaptırdığı eklemelerle sürekli gelişerek bu günkü halini almıştır. Yani Topkapı Sarayı, Avrupa sarayları gibi büyük bir binadan oluşan yek pare bir yapı değildir. Anıtsal kapılarla birbirinden ayrılan avlulardan oluşur. Çeşitli işler için yapılmış yapılar bu avluların çevresine serpiştirilmiştir. Geniş bir alana yayılan yapıları ile bir mahalle görünümündedir. Normal evlerden büyükçe köşklerden oluşan ve duvarlarla çevrili bir mahalle. Burası yalnız bir ikametgâh değil, Osmanlı Türk İmparatorluğunun, kalbi, beyni ve her anlamdaki merkezidir. Osmanlı devleti, mütevazı yapılardan oluşan bu saraydan yönetildiği zaman üç kıtaya yayılarak imparatorluk haline gelmiştir. En güçlü olduğu dönem bu dönemdir.
Avrupa tarzında yaptırılmış Dolmabahçe sarayı ile diğer sarayları incelediğimiz zaman durumun çok farklı olduğun görürüz.
Dolmabahçe Sarayı
Dolmabahçe Sarayı, 1843-1855 yılları arasında Sultan 1. Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır. Uzunluğu altı yüz metreyi bulan çok büyük bir yapıdır. Avrupa mimari üslûplarının birçoğuna yer verilmiş, çağının en lüks ve pahalı malzemeleri kullanılmıştır. Beş milyon altına mal olmuştur. Sarayın üç milyon kese altın borcu maliyeye aktarıldığı için maaşlar ödenemez hale gelmiştir. Sultan 1. Abdülmecit büyük israflar yaparak inşa ettirdiği sarayda ancak altı ay yaşayabilmiştir.
Onun yerine tahta geçen Sultan Abdülaziz israfa devam ederek, Beylerbeyi ve Çırağan saraylarını inşa ettirdi. Bu sarayların yapımında da milyonlarca altın harcandı.
Bu sarayların yapıldığı dönmede, ülke ekonomisi çok kötü durumda idi. Sağlık hizmeti yok gibiydi. Anadolu ve Rumeli’de halk hastalıktan kırılıyordu. Eğitim hizmeti de ona göre idi. Bütün sınırlarımız saldırı altında idi ve her tarafta toprak kaybediyorduk. Batılılar bize hasta adam gözüyle bakıyorlardı. Aralarında anlaşabilseler topraklarımızı bölüşeceklerdi ama bereket anlaşamıyorlardı. Sultanlar, böyle bir ortamda lüks ve büyük saraylar yaptırıyorlardı. Çırağan Sarayı, 1871 yılında bitirildi. Bundan altı yıl sonra 1877’de meşhur 93 bozgununu yaşadık ve çok geçmeden Birinci Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti yıkılarak tarihe karıştı.
Şimdi “güçlü devletler büyük saraylar yaptırır” masalıyla milleti uyutmaya çalışanlara sormak gerekir; Osmanlı Devleti mütevazı Topkapı Sarayından yönetilirken mi daha güçlü idi, yoksa Avrupa anlayışı ile yapılmış devasa Dolmabahçe ve diğer saraylardan yönetilirken mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme