8 Aralık 2014 Pazartesi

TUĞRUL İNANÇER’DEN ZIRVALAR

Tuğrul İnançer, “tasavvuf yorumcusu” olarak yine gündemde. Önce hamile kadınlarımıza dil uzattı. İnsanlığın ve bütün memelilerin nesillerinin devamı demek olan hamileliği ayıplı bir durum gibi göstererek haddini aştı. Şimdi de Cumhuriyet döneminde yapılanlar için, “bu memlekette köpekleştirme yapılmıştır” demiş.

Kendisi bir tarikat mensubu olarak köpekleştirmenin başındadır aslında. İnsanı tarikata bağlayarak, aklını, iradesini elinden almak, mürşit dedikleri bir kişiye taptırmak köpekleştirmenin dik âlâsıdır. Üstelik şirkin en koyusudur. Atatürk, tekkeleri insanlarımızın kula kul olmalarını önlemek için kapattı. Ne kadar haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. Zaten bu kişinin böyle çıkışlar yapmasının altında bu yatmaktadır. 
Bu tasavvuf yorumcusu sıfatını ona kimler vermiş bilmiyorum. Ama bu yolla çok büyük kazanımlar edindiği ortada. Tasavvuf diye anlattıkları rivayetlerden, hurafelerden ve akıl dışı menkıbelerden başka şeyler değildir. Televizyonda anlattığı bir olay buna çok güzel bir örnektir;
-Vakti zamanında, Medine’de Peygamberimizin türbesinin yakınlarında ikamet eden bir kişi varmış. Bu kişi akşam vakitleri türbe ziyaretine gelenleri kollar, içlerinde yatacak yeri olmayan yabancı birini bulursa evine götürerek ağırlarmış. Bu yolla sevap kazandığına inanırmış. Yine bir akşam böyle dolaşırken, kıyafetinden yabancı olduğu anlaşılan bir kişiye rastlayarak evine davet etmiş. Yabancı kişi;
-Ben zaten az önce geldim. Peygamberimize sorularım vardı, sordum ve cevabımı aldım. Şimdi geldiğim gibi, tayyi mekân yoluyla memleketime döneceğim. Diyerek teşekkür eder.
Tuğrul İnançer, karşısında oturan ve kendisini onaylamaya kurulmuş olan kişinin, “maşallah, maşallah” şak şakları ile devam ediyor;
-Gelen kişi Bulgaristan’ın Köstendil şehrinden, Ahmet Köstendil-î hazretleridir. Tayyi mekân yoluyla gelmiş yine o yolla dönmüştür. Üstelik Peygamberimizden cevabına da almış olarak. Sormasını bilen Peygamberimizden cevabını alır. Sormasını bilmezsen cevap alamazsın.
Bu anlatılanların akılla, gerçekle bir ilgisi olabilir mi? Şimdi ben soruyorum;  Kur’an-ı Kerîm’e göre ruh kabirde midir? Peygamberimizin ruhu, haşa birileri soru sormaya gelir diye kabirde nöbet mi bekliyor? Madem bu zat, Peygamberimize soru sorma ve daha başka ayrıcalıklar elde etmiş neden yaşadığı yerde Peygamberimizin ruhuyla irtibata geçemiyor. Madem tayyi mekân yoluyla ışınlanacak kadar ayrıcalıkları olan ermişlerimiz vardı, bu İslâm âlemi neden bu kadar perişan durumdadır. İslâm’da kimse ayrıcalıklı değildir. Bu ve buna benzer zırvalar yüzünden ve de aklı terk ettiğimiz için yerlerde sürünüyoruz.
  
               

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme