6 Kasım 2014 Perşembe

MAKEDONYA’DA BİR YÖRÜK KÖYÜ: ALİ KOÇ




                
Ali Koç Köyü
2004 yılından beri üst üste her yıl Makedonya’ya giderek her tarafında geziniyorum.  Kimsenin gitmediği en sapa yerlere ve dağ başlarındaki köylere gittim. O köylerde ilkel ortamlarda günlerce kaldım. Nerede benim insanım varsa hepsine gitmeğe çalıştım. Özellikle Doğu Makedonya’ya hep uğradım. Makedonya’ya gidenler genellikle Üsküp, Gostivar ve Ohri gibi merkezleri gezip dönerler. Doğu Makedonya’ya pek uğramazlar. Makedonya’nın batısında ve büyük şehirlerinde yaşayan Türklerin çoğunun bile Doğu Makedonya’da yaşayan Türkler hakkında bilgi sahibi olmadıklarını söyleyebilirim. Oysa İştip, Strumica (Ustrumica) ve Radoviş köylerinde çok yoğun Türk nüfusu yaşamaktadır. Buralarda renkli bir Yörük hayatı yaşanır.

Ali Koç ve yukarıda Kocalı (Koca Ali)
Ben bütün bu şehirlerli, Köprülü’den (Velez) doğuya doğru, Sveti Nikole (Kliseli), Koçana, Delçova (Sarova), İştip, Radoviş ve Ustrumca’yı gezdim. Valandova bölgesinde Kosturino ve Doyran kasabaları ile Doyran gölünü gördüm. Bu bölgedeki Çalıklı, Dedeli gibi köylere de gittim. Ama konaklama yerim hep Radoviş’in Ali Koç köyü oldu. Burası diğer köylerde olduğu gibi Yörüklerin yaşadığı bir Türk köyüdür. Ali Koç, Doğu Makedonya’daki Türk köylerinin tipik bir örneğidir. Diğer köylerde de Ali Koç’ta yaşanan hayatın benzeri, hatta aynısı yaşanmaktadır. Bu köylerde Türkçeden başka dil konuşulmaz. Sadece bazı yetişkin erkekler Makedonca bilmektedirler.
 
Tütün kırmaktan dönen bir aile.
 Bu bölgede yaşayan insanlarımızın, ana geçim kaynağı tütüncülük ve çobanlıktır. Onların söyleyişi ile “bayırları kazarak” zor şartlarda tütün yetiştirmeye çalışıyorlar. Tütün ekmeyen yok gibidir. Zaten Makedonya’nın her yerinde tütüncülük önemli bir gelir kaynağıdır. Tütünü yetiştirirken değil satarken zorlanmaktadırlar. Son yıllarda tütüne uygulanan düşük fiyat politikası yüzünden gelir seviyeleri oldukça düşmüştür. Tütünün kalitesini belirleyen Makedon bilirkişilerin, Türklerin tütününü düşük kalitede göstermeleri de ayrı bir sıkıntı konusudur.
Çobanlık buralarda çok geçerli bir meslektir. Yörükler çok iyi çabanlardır ve herkes tarafından tercih edilmektedirler. Özellikle Köprülü (Velez) ile İştip arasında kalan bölgede çok sayıda koyun sürüsü bulunmaktadır. Bu bölgenin adı “Ohçebol” ya da “Oşçebol” dur. Makedonlar Ovçe Pole demektedirler. Bu bölgede yaşayan, bizimkilerin Laa dediği Romen kökenli Makedon vatandaşlarda büyük sürüler bulunmaktadır. Bu sürüleri baktırmak için Yörük çobanları tercih etmektedirler. Buraları 1953 göçüne kadar Türk nüfusun çoğunluğu oluşturdukları yerlerdi. Bu yüzden Türkler arasında yaşayan Laaların çoğunluğu Türkçe de bilmektedirler.
Tütün dizen Yörük kızları.

2004 yılında Köseler köyünde ziyaret ettiğim Kalço isimli seksen yaşını aşmış Laa hemşerim Radoviş köylerinden gelen Yörük çobanlarla Türkçe konuşma özlemini giderdiğini anlatmıştı. Kalço amca ana dili Türkçe olan birçok kişiden daha güzel Türkçe konuşuyordu.
Çobanlık anlaşmaları Kasımdan Hıdrelleze ve Hıdrellezden Kasıma kadar olmak üzere altı aylık dönemler halinde yapılmaktadır. Bir ailenin ailecek yıllık geliri kadar bir ücret aldıkları için çobanlığın zorluklarına katlanmaktadırlar. Zaten daha çok, genç yaşta olanlar bu işi tercih etmektedirler. İleri yaşlarda olup başka iş bilmedikleri ve bu işe gönül verdikleri için çobanlık yapanlar da görülmektedir. Sağlıksız ortamlarda, zor çalışma şartlarına katlanmak her baba yiğidin harcı değildir. Çok sınırlı izin günü olması, çoluk çocuktan uzakta yaşanması ayrı bir zorluktur. Alınan ücretin ülke ve bölge şartlarına göre tatmin edici olması ise bu zorluklara katlanmalarının başlıca sebebidir. Çobanlık yapanların çoğunda çok kuvvetli bir hayvan sevgisi olduğunu gördüm. Ali Koçlu Nazif, Yugoslavya’nın dağılış sürecinde Hırvatistan’da Yugoslav askeridir. Bir çatışmadan sonra girdikleri bir yerleşim yerinde ilk ilgilendiği şeyin günlerce aç susuz bağlı kalan bir ineği sulayıp doyurmak olduğunu anlatmıştı. O, çok ihtiyacı olmamasına ve ailesinin karşı çıkmasına rağmen çobanlığa gitmek isteyen bir kişidir. Bütün zorluklara rağmen bu işi hem geçim hem de zevk için yapanlar az değildir.
İştip'e bağlı Çardaklı köyünde İĞREK adı verilen bir ağıl.


Ali Koç’ta çok güzel dostluklar kurduk. Bize her yaz evini açan Hamza Züberov ile adeta akraba olduk. Oğlu Bülent, Uludağ Üniversitesini bitirdi. Şimdi köyünde imamlık yapmaktadır. Mümin Üsein, Süleyman (Sülman) ve onun dayısı Hasan Koç, onun oğlu Nazif başlıca dostlarımdır. Hepsi bize evlerini açtılar, bizi kendilerinden saydılar. Bütün köy halkı bize saygı ve sevgiyle yaklaştılar. Burada çok güzel günler geçirdik. Elli yıl önce Makedonya’daki köyümüzde yaşadıklarımızı yeniden yaşadık. Zaman tünelinden geriye gitmiş gibi olduk. Eşim Rağbet Hanım, ev halkı tütünde iken işporette (kuzine, fırınlı soba) yaz gününde odun ateşinde büryan (kapama, döşeme) börekler ve başka yemekler yaptı.
İşini bitiren köylüler köy meydanına çıkıyorlar. Temiz elbiselerini giyen gençler kızlı erkekli oturarak sohbet ediyorlar. Meydana bakan cami ve iki tane bakkal var. Bu bakkallarda oturulacak yerler bulunuyor. Buralara oturan köylüler, Makedonya Türkleri arasında yaygın olan dokuztaş oyununu oynuyor ve aralarında sohbet ediyorlar. Şah dedikleri satranç oyununu oynayanlar da var. Bu oyunlar işlerin az olduğu aylarda daha çok ve iddialı olarak oynanıyor. Ben de onların arasına katılıp, aynı onlar gibi buraların şivesi ile konuşmayı seviyorum. Zaten farkında olmadan oraların aksanını konuşuyorum. Bana merak ettikleri her şeyi soruyorlar. Türkiye’den, tarihten, göçmenlikten ve daha birçok şeyden konuşuyoruz. Benden dinledikleri bazı konuları akıllarında tutup, başkalarına nakledenler oluyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Bir gün köylülerden biriyle aramızda şöyle bir konuşma geçti;
Ali Koç'ta koyun sürüsü.
-Abe Üsiin abi, sen burda duğmişın, elli sene olmiş burdan gideli, em da üüretmen olmişın şimdi gelmişın bizımle oturuysun, em de bizım gibi konuşuysun.
-Ne var bunda be emşerim, benım anam da sizın gibi konuşuy. Ben bööle konuşmayi seveyım.
-Ama bizım küüden Çorli’ya gidıp, bir gecekondi yaptıran küülümüz buraa gelınca bizımle konuşmay. Burni büyey. 
-Olsun be emşerim onun sizınle konuşmamasi onun eksikliidır, sizın diil.  
Bu insanlarımızda çok yüksek bir Türkiye, Türklük ve Atatürk sevgisi ve bilinci olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca Türkiye onlar için çok önemli, erişilmez bir yere sahiptir. Türkiye’den gelmiş olmak itibar görmeniz için yeterlidir. Türkçemiz burada çok canlı bir şekilde yaşamaktadır. Her genç kız birçok maniyi ezbere okumaktadır. Hem de buralara has kendi düzenledikleri manileri okuyorlar. Bu manileri incelediğimde genel mani formatında olduklarını gördüm. Dörde kadar okuyan, okul bittikten sonra çoğu okuma ve yazmayı unutan bu insanların böyle maniler söylemesine şaşırmamak elde değil. Türkiye’de, burada yaşayan Türklerin, milliyetlerini ve inançlarını kaybetmiş oldukları gibi yanlış bir düşünceye sahip olanlar var. Oysa Makedonya Türkleri, Türkiye’de yaşayan birçok kişiden ve çevreden daha çok Türklüklerinin ve Müslümanlıklarının farkında olarak yaşamaktadırlar.  
Hamza'nın evinde yer sofrası.
Bir Yörük köyünü anlatırken keçilerden söz etmemek olur mu?  Keçisi olmayan Yörük köyü olmaz. Keçi, burada çok önemli bir hayvandır. Her evin birkaç keçisi var. Süt, yoğurt, peynir ve çökelek ihtiyacı keçilerden karşılanıyor. Eşim Rağbet Hanımla, buradaki yetersiz beslenmeye rağmen çocukların yanaklarından kan damlayan sağlıklı hallerine şaşardık. Sonra bunun sırrının keçi sütünde olduğuna karar verdik.
Köyün keçileri bir nöbet sistemi ile otlatılıyor. Her ailenin, keçi sayısına göre keçileri otlatma görevi var. Bir otlatma programı yapılıyor ve bu program otomatik olarak işliyor. Sırası gelen sabah keçi sürüsünü alarak otlatmaya götürüyor.
Keçilerin sabah toplanması ve akşam evlere dağılması şaşmayan bir düzen içinde gerçekleşiyor. Sabah evlerden salınan keçiler kendiliğinden köy meydanında toplanarak o gün otlatmaya götürecek kişiyi bekliyorlar. Akşam köye dönen keçiler hiçbir müdahale olmadan kendi evlerinin yolunu tutuyorlar. Her keçi kendi evini buluyor. Evin avlusuna giren keçiler, kapısı açık da olsa ağıllarına girmiyorlar. Geceyi geçirecekleri yere girmek için sağılmayı bekliyorlar.
Her göçmen evinde bulunan resimli somya.

Bir sabah köy meydanında toplanan keçilerin yanında suratı asık küçük bir kız çocuğu gördüm;
-Ne bekleysın, bugün keçileri sen mi otaracaksın diye sordum.
-Ben otarmaacam, agamiil (Ağebeyimler) otaracak, ben da gitmek isteyım ama beni götürmeyler. Biraz sonra giden sürüyle yürüyen kızı görünce agalarıni ikna ettiğini anladım.
 Şimdilerde buralarda yaşayanların çocukları okumaya düştüler. Her köyden gelen servisler (kombeler) kasabalardaki okullara öğrenci taşıyorlar. Bu köylerden, Üsküp ve Türkiye’nin birçok yerinde üniversite öğrenimi gören çok sayıda Türk çocuğu var. Bu çok sevindirici bir durumdur. Fakat herkesin okuması ne kadar mümkün olur. Bu köylerde yaşayan gençlerin, piyasada geçerli plan bazı mesleklere yönlendirilmesi gerekir. Bazı meslekleri öğrenmeleri için kasabaya çıraklığa gönderilebilirler diye düşünüyorum. Hatta iyi bir organizasyon yapılırsa Türkiye’de bazı iş yerleri çırak alıp yetiştirmeyi kabul edebilirler. Bazı zanaatları öğrenen gençler yaşadıkları kasabalarda kendi iş yerlerini açarlar. Böylece şimdi kasabalarda çok az olan Türk nüfusu da çoğalmış olur. Hem de Makedonya Türkleri, çiftçilik ve çobanlık dışında işlerin de sahibi olarak ekonomik ve sosyal yönden toplum içinde daha güçlü bir yere sahip olurlar.
Agalarıyla keçi otarmaa gitmek isteyen Yörük kızı
Ali Koç ve bu bölgede bulunan köylerin en büyük derdi su sıkıntısıdır. Bu konuyu bilhassa dile getirmek istiyorum. Buralara ilk geldiğimizde Ali Koç ve iki kilometre yukarısında bulunan Kocalı köylerinde birer meydan çeşmesi vardı. Bu çeşmelerin suları hem yetersizdi hem de her şey için eve su taşımak gerekiyordu. Sabah tütüne gitmeyen çocukların görevi o saatlerde akan çeşmelerden su taşıyarak evde ne kadar kap varsa doldurmaktı.
Daha sonra bu iki köye TİKA su getirdi. Evin avlusuna bir çeşmenin gelmesinin ne kadar büyük bir nimet olduğunu yaşayarak gördük. Gel gelelim yapılan bu tesisat verimli çalışmadı. Tıkanmalardan dolayı sık sık su kesintileri yaşanmaya başladı. Üstelik su hattına zaman zaman pislik karıştığı için, ne içmeye ne de makinelerde kullanmaya uygun bir su akmıyor. Geçen Mayıs ayında gittiğimde, sıkıntıdan bunalan Ali Koçlu hemşerilerim problemin tesisatta filtre olmamasından kaynaklandığını söylediler. Radoviş belediyesi ile TİKA arasında anlaşmazlık olduğu için belediyenin bu problemi gidermeye yanaşmadığı söyleniyor. Zaten Makedon yetkililer Türk köylerine hizmet getirmeye pek hevesli görülmüyorlar. Seçim döneminde verdikleri birçok sözü de yerine getirmiyorlar. Aynı sıkıntı doğu Makedonya’daki diğer Türk köylerinde de görülmektedir. 2006 yazında Strumca’nın Yüksek Mahalle köyünde büyük bir su sıkıntısı yaşandığına şahit olmuştuk. Su sıkıntısı öyle bir şey ki hiçbir şeye benzemiyor.
Keçi sağan Yörük kızı.
Tütün tarlasında Yörük kadını.
 Ali Koç’u ve diğer köyleri, kasabaları, Makedonya’nın her tarafını ve buralarda yaşayan insanlarımızı çok seviyorum. Buralarda gezmek beni mutlu ediyor.

Ali Koç ve Kocalı köylerinin ortak ilkokulunda öğretmen Aliço Bey ve öğrenciler.

Kulazlı köyünde butin (yayık) döven Fatime Hanım
İşporette ekmek pişiren Hatice Hanım.
Rağbet Hanım işporette yemek yapıyor.
Geleneksel Yörük gelin kıyafeti.

"Hoşça gidin"
Yörük kızı.

2 yorum: