21 Kasım 2014 Cuma

SIKINTI



         
            Bugün Hıdrellez, kendisini bildi bileli bu günü bir bayram gibi kutlarlardı. Özel yemekler yapılır, eğlenceler düzenlenir. Özellikle gençler bu günü coşku ile kutlarlar. Genç kızlar en güzel elbiselerini giyer, bir gece öncesinden bir küp içine koydukları, ufak eşyalarını ve manileri çekerler, salıncaklar kurup sallanırlar. İkinci gün, ya yukarılardaki Deliklitaş ziyaret edilir, ya da Ohçebol’daki Cumalı köyüne Yusuf Dede’nin şenliğine gidilir.

            Selman bugün, nedense içinde hiçbir bayram coşkusu duymuyordu. Aksine sıkıntı ve keder bütün benliğini sarmıştı. Hava, gözünü yummuş, aralıklarla ince bir yağmur çiseliyordu. Yağmurlu havalarda, oldum olası sıkıntı duyardı, ama sıkıntısının kaynağının yağmur olmadığını biliyordu. Bu başka bir şeydi.
            Hıdrellez, aslında hayvanların bayramı idi, onlara bakmak gerekiyordu. Evdeki keçiler, sabah köyün diğer keçileri ile gitmişti. Sürü bugün en taze ve yeşil otlaklarda dolaşacak, gerçekten bayram edecekti. Kuşluktan önce irekteki koyunlarını yemleyip gelmişti, ama onlara da özel bir şey yapması gerekiyordu. Yemlerine tuz katarak bayramlık vermeliydi. Onlar da bayramın nimetlerinden faydalanmalıydı. Ağır ağır kalktı.
            Yağmur da aralıklarla usul usul yağmaya devam ediyordu. Elektrik yüklü bahar yağmuru… Ara ara gök gürlemeleri duyuluyor, şimşekler çakıyordu. Hafiften ıslanmaya aldırmadan, ireğe doğru yürümeye başladı. Aklına, bir müddet önce ölen karısı geliyordu. Dokuz çocukla, ortalıkta kala kalmıştı.  Tam, alıştım her şey normale dönmeye başladı derken, sık sık karısını düşünür olmuştu, son günlerde. Karısı, en güzel haliyle rüyalarına giriyor, “hadi daha ne duruyorsun, gel artık” diyordu. Nereye gidecekti, dokuz çocuk var geride. Ali Koç bayırlarına yağmurla birlikte çöken hava, bir açılıyor bir kapanıyor. Yağmur da ara ara ve incecikten yağmaya devam ediyordu.
            Karısı Hafi, canlı kanlı, çok sağlıklı bir insandı. Yanaklarından kan fışkırıyordu. En ağır yükleri kaldırır, her işi yapardı. Çok becerikli ve çalışkan bir kadındı, işten korkmazdı. Çok ta güzeldi. Karşı bayırdaki Süpürgelik köyündendi. İlk, bir düğünde görmüş, birbirilerini sevmişlerdi. Bir müddet sonra, Allah’ın emri Peygamber’in kavliyle babasından istetmiş, isteği uygun bulunmuştu. Hafi de kendisi de çok mutlu ve heyecanlı idiler. Babası Mustafa Aga ilk mürüvveti olduğu için eskilerde olduğu gibi bir hafta süren bir düğün yapmıştı. Ali Koçlular ve diğer davetliler bir hafta boyunca doyasıya eğlenmişti. Bu düğün, uzun yıllar dillerden düşmemişti. Yirmi küsur yıl ne çabuk geçmişti, çok güzel yaşamışlardı. Çok çalışıp, çok kazanmışlardı. Dokuz çocukları olmuştu.
Ne olmuştu böyle, hiç hastalanmadan küt diye gitmişti. Kalp dediler. Nasıl bir şeydi bu kalp? Birden duruvermesini anlamıyor, aklı bir türlü almıyordu. Ama sıkıntısının, karısının ölümü ile ilgili olmadığını düşünüyordu. Onun yokluğuna zor da olsa alışmıştı artık.
            İreğe vardığında, koyunlar kokusunu alarak melemeye başladılar. Oldum olası hayvanları çok severdi. Hayvanlar da onu. Yağmur, gök gürlemeleri ile aralıklarla yağmaya devam ediyordu. Arada bir şimşekler çakıyordu. Bahar yağmuru elektrik yüklü… Koyunların yemlerine tuz katmaya başladı.
                                                           *          *          *            
            Ali Koç’ta Hıdrellez şenlikleri sürerken, birden herkes susup kulak kesildi. Köyün üst tarafına yıldırım düşmüştü. Bahar yağmurlarında, bu olağan bir şeydi. Bir zarar var mı acaba? Selman’ın kardeşi Mümin, yıldırımın abisinin ireği tarafına düştüğünü tahmin etti. Aklına kötü şeyler getirmemeye çalışarak o tarafa yöneldi. Köyden birkaç kişi de kendisine katıldı. Yağmur kısa bir süre hızlandıktan sonra birden kesildi. Çıkan güneşin ardından ufukta gökkuşağı belirdi.
            İreğe vardıklarında, üç koyunun yanmış ölüsü yanında yatan Selman’ın cesedi ile karşılaştılar.  Selman çok sevdiği koyunları ile gitmişti.
            Annelerinin ani ölümü üzerinden bir yıl geçmeden, babalarını da aynı şekilde kaybeden çocukların feryatları Makedonya’nın bu ücra köyünün semalarında yankılandı…
                                                                                 
                                                                       06 Mart 08 Hüseyin Şirvan-Bursa

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme