19 Kasım 2014 Çarşamba

BU DÜNYADAN BİR “ÜSNİ” GEÇTİ



Salı günü kardeşim aradı, “Hüsnü öldü” dedi.
Hüsnü babamın amcasının oğlu, ama benden küçüktü.
Hüseyin amcamın hanımı Atiye Büyükana, dokuzuncu doğumunda ikiz doğurmuş.
Yıl 1952, Makedonya’nın Çeltikçi köyünde ikizlerin doğumu zor olmuş.
 
İkizlerden, İsmiye ufak tefek ama sağlıklı doğmuş.
Hüsnü onun kadar şanslı değilmiş, zor doğumdan etkilendiği için spastik olarak dünyaya gelmiş.
Hem de 1952 yılında, Makedonya’nın Çeltikçi köyünde…
O’nun durumunu kavrayacak büyüklerinin olmaması da cabası.
Hüseyin amca, -bizim tarafta hiç böyle “sakat” kimse yok .
-Karı tarafından da çocuğa bir şey geçmez, bu neden oldu acaba diyordu.
Onlara göre tarla değil, tohum önemli idi.
Çocuğa, biyolojik olarak annesinden bir şey geçmez yanlışına inanılıyordu.
Bu yanlış görüş bugün de Makedonya’da yaşayan Türklerde yaygındır.
Hüseyin amca –rüzgâr erenlerin (evliyaların) yellenmesinden olur düşüncesinde olan bir kişi idi.
Bu düşüncede olan bir babanın spastik oğlu için bir şeyler yapmasını beklemek abestir.
Zaten o günlerde tıp dünyasında da spastikler konusunda pek bir şey bilinmiyordu.                                   
Hüsnü üç yaşında iken Türkiye’ye göç edildi.
Yani Hüsnü’nün engelli hayatına bir de “göçmenlik” eklendi.
Göçmenlik, yokluk, şaşkınlık, bocalama demekti.
Hüsnü’nün önüne geçen başka öncelikler vardı.
Hüsnü, hayatının üç yılı dışında tamamını İzmir’de yaşadı.
Ama İzmir’i yaşadığını söyleyebilir miyiz acaba?
Pırıl pırıl bir zekâsı vardı.
Evden hiç çıkmadığı halde, her şeyin farkında idi.
Olayları süzer, insanları inanılmaz bir akılcılıkla değerlendirirdi.
İnsanlar hakkında gerçekçi tespitleri vardı.
Biz yanılırdık, o haklı çıkardı.
Belli aralarla ziyaretine gider, hoş beş ederdik.
Ben görür görmez gözleri parlar, sevgisini ve memnuniyetini gösterirdi.
Eğitim görme imkânı bulsaydı çok şeyler üretirdi diye düşünüyorum.
Hüsnü için bir şeyler yapamadığım için çok üzgünüm.
Ben kendi adıma Hüsnü’den özür diliyorum.
Onun için yapılanların fazlasını yapabilirdik.
O’nu daha güzel yaşatabilirdik.
Rahmetli annesi, Atiye Büyükanam ölünceye kadar Hüsnü’ye of demeden baktı.
Kaderin cilvesi, O öldükten sonra ikizi İsmiye bu görevi büyük bir fedakârlıkla yerine getirdi.
Ne mutlu İsmiye ve ailesine.
Makedonya’da aynı avluya bakan yan yana evlerde doğduğumuz Hüsnü’yü hiç unutmayacağım.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
Allah’ın, bu günahsız kulunu manevi âlemde ödüllendireceğine inancım tamdır.
12 Haziran 2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder