6 Kasım 2014 Perşembe

KAYBOLMAK



Köprülü’nün (Velez) Çeltikçi (Orizari)) köyünde doğdum. Eski Yugoslavya’ya bağlı Makedonya iken günümüzün Makedonya Cumhuriyetinde.  Sekiz yaşıma kadar burada yaşadım. Dokuz yaşıma girdiğimde 1955 Eylülünde İzmir’e göçtük. İlk ve ortaokulu burada bitirdim. 1964 yılında Turgutlu’ya taşındık. Liseyi burada bitirdim. Bir yıl İstanbul Üniversitesinde okudum ve İstanbul’u doya doya yaşadım. 1968 de Ankara’ya geçtim. Yükseköğrenimime burada devam ettim. Ankara’da üç yıl yaşadım. Öğretmenlik hayatıma Diyarbakır Ergani lisesinde 1971 de başladım, Manisa Saruhanlı lisesinde devam ettim. 1976 yılında Bursa’ya atandım ve sürgünlerden dolayı sağa sola kısa ayrılıklar olmasına rağmen evim hep Bursa’da oldu. 1976’dan beri Bursa’da yaşıyorum. 1985 yılında Bursa Muradiye ortaokulunda çalışırken, nereli olduğumu soran öğrencilerime, nerde kaç yıl yaşadığımı sayarak nereli olabileceğimi sordum. Bir öğrencim “Nereli olduğunuzu çıkaramadım ama otuz sekiz yaşındasınız hocam” demişti. Ben nereliyim?

Memleketime gidinceye kadar kendimi çoğu zaman boşlukta hissettim. Ben hiçbir yere ait olmayan bir insandım. Doğduğum yerler ancak rüyalarımı süslüyordu.
Sık sık İzmir, Manisa, Turgutlu ve İstanbul’a ziyaretler yapıyorum. Birçok akraba ve dostum olmasına rağmen yaşadığım bu yerlerde ve Bursa’da, zaman zaman yabancılık duygusuna kapıldığım oluyor. Kendimi buralara ait hissetmiyorum. Hatta kendimi hiçbir yere ait hissetmediğim zamanlar oluyor. Yalnızlık duygusuna kapılıyor, kaybolduğumu düşünüyorum. Köklerinden uzakta ve boşlukta bir insan oluyorum. Kırımlı yazar Cengiz Dağcı’nın “Yurdunu kaybeden Adam” romanındaki gibi...
İzmir ve Turgutlu’da uzun bir süre yaşadığım, ayrıca ailem ve akrabalarım çoğunlukla Ege’de yaşadıkları için Ege’den hiç kopmadım. Bu yüzden bazen kendimi Egeli olarak hissettiğim oluyor. Zaten köklü bir Ege kültürüne sahibim. Kırk yıla yakın Bursa’da yaşadığım için de bazen Bursalı olduğumu düşünüyorum.
Türkiye’nin hemen hemen her tarafını gezdim. Bu cennet vatanın her köşesine hayranlık duyuyorum. Tarihine, tabiatına, iklimine ve insanlarına büyük bir sevgi besliyorum. Gezmek istediğim daha birçok yeri var. İmkân bulursam hepsini gezmek istiyorum. Burası bizim ebedi anavatanımızdır. Ama kendimi hep, memleketi uzaklarda kalmış göçmen olarak görüyorum. Memleketi uzaklarda kalmış, doğduğu yere gidemeyen, oraya hasret duyan bir insan psikolojisi herhalde. Doğduğu yerleri kaybeden bir insanın ruh hali…  
Bütün yakınlarımızın mezarların oralarda sahipsiz kalmıştı. Hepsi için içimiz sızlıyordu. Artık bizim için uzak diyarlar olan bu topraklarda onları yalnız bırakarak terk etmiştik. Bu çok acı bir durumdu. Yakınlarımızın mezarlarına bile hasret yaşamak…
Türkiye’ye göçtükten sonra evimizde, çevremizde hep memleket konuşuldu. Memlekete duyulan hasret tazeliğini hiç kaybetmedi. Memleketin her şeyi en güzeldi. Rüyalarımda doğduğum köyü geziyordum çoğu kere. İstanbul’a yerleşen rahmetli Meço Hasan enişte Türkiye’de geçen hiç rüya görmediğini söylüyordu. Rüyalarını memlekette, koyun otlattığı bayırlarda, çalıştığı tarlalarda ve köyümüzde gördüğünü anlatıyordu. Memlekete dönme ümidini hiç kaybetmedi, bu ümitle yaşadı.
-Sen okumuş adamsın memlekete ne zaman döneriz diye soruyordu.
Anadolu’nun değişik şehirlerinden gelerek Bursa’da çalışan arkadaşlarımın her yaz tatilinde memleketlerine gitmelerine hep gıpta ettim. Ben doğduğum yerlere gidemiyordum. Çünkü hudut var, gümrük var ve pasaport gerekiyordu. Üstelik orada kimsem kalmamıştı, dil bilmiyordum nasıl gezecektim.
En sonunda, 2004 yılında ani bir kararla her şeyi göze alarak memleketimin yolunu tuttum. Ben de arkadaşlarım gibi doğduğum topraklara gidiyordum.  Heyecan dolu bir yolculuktan sonra, Üsküp’te otobüsten inince korkularımın ne kadar yersiz olduğunu gördüm. Güzel Türkçemiz bizi daha orada karşıladı. Gezdikçe rahatladım, öğrendikçe daha çok yerlerini gezme isteği doldu içime.
 Makedonya’da, kendimi buluyor ve sanki geçmişimle ilişki kuruyorum. Kendimi daha sağlıklı ve zinde hissediyorum. Buraları gezip tanıdıkça, daha çok kendi insanlarımızın yaşadığı yerlere giderek onlarla beraber olmak beni ayrıca mutlu ediyor. Çünkü yer insanla güzeldir. Yakınlarımızın yaşadığı yerler nasıl olursa olsun gözümüze daha güzel görünürler. Burada yaşayan insanlarımızla güzel dostluklar kurdum. 
Köyüme gittiğimde, hatırladığım yerleri geziyorum. Yüz yıllarca bu köyde yaşamış, bu köy meydanında (küüçün, köyiçi) dolaşmış dedelerimi, nenelerimi, köylülerimi düşünüyorum. Mezarlıkta dedelerimin, nenelerimin, köylülerimin mezarlarını ziyaret ediyorum. Artık bizim olmayan bu yerlerde bazen hüzünlensem de,  orada huzur buluyorum. Türkiye’deki yaşlı hemşerilerimle bölgemizi ve köylerimizi konuştuğumuzda bildiklerime şaşırıyorlar. “Sen şimdiye kadar hep orada mı yaşadın” diyorlar.
Memleketim, ancak rüyalarımda ulaşabildiğim bir yer değil artık. Sanki oradan hiç ayrılmamış, hep orada yaşamış gibiyim. Türkiye ile memleketim artık benim için ayrı coğrafyalar değil. Bir bütün olarak görüyorum. Artık Türkiye’de herhangi bir yere gider gibi memleketime gidiyorum.   
Dedem, nenem koynunda yattıkça benimsin ey güzel vatan. Ömrüm oldukça sana gelmek istiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme