24 Şubat 2015 Salı

MADDE VE MANEVİYAT



              
1980’li yıllarda bir kooperatife girmişler ev sahibi olmak için çırpınıyorlardı. Aile bütçesinin büyük bölümü kooperatif ödemelerine gidiyordu. Aidatları aksatmamak için ailece her türlü fedakârlığı yapıyorlardı. İnşaatın bitme noktasına gelmesiyle ödemeler iyice ağırlaştı. Ek iş olarak evde cilt işleri yapmaya başladı. Eşinin ve kendisinin maaşı tamamen kooperatif ödemelerine gittiği için ciltçilikten kazandığı para evin temel giderlerini karşılamak için tek kaynak oldu. Ciltçilikten, çok emek vererek kazandığı az para hayati önem kazanmıştı. Ama biliyorlardı ki bu günler geçici idi. Önemli olan inşaat bitinceye kadar ödemelerde bir aksama olmamasıydı.

                Birçok kooperatif üyesi dairelerine, kalebodur, parke, mutfak dolabı vb. ilâveler yaptırırken onlar hiçbir ilâve yaptıramadılar. Ama kooperatife hiç borçlu olmadılar. İnşaat bitinceye kadar ödemelerini hiç aksatmadılar.
                Nihayet 1987 yılında uğruna büyük sıkıntılar çektikleri dairelerine taşındılar. Kooperatif üyeleri çoğunlukla yıllardır tanıdıkları insanlardı. Yalnız sonradan üye artışına giden yönetim tarafından üye yapılan küçük bir grubu tanımıyorlardı. Bunların bazı dinî cemaatlere mensup olduklarını ancak taşındıktan sonra öğrendiler. Yönetici arkadaşlar;
                -Bu yeni üyelerimizi tanımıyorsunuz ama namazında niyazında insanlar. Alnı secdeye değen insandan zarar gelmez. Diyorlardı. Doğrusu o güne kadar kendisi de böyle düşünüyordu. Ta kooperatifin hesap görülüp kapanma toplantısına kadar.
                Bu son toplantıda yönetim hesaplar ve ödemeler konusunda kesin rakamları ortaya dökünce çok şaşırdı. Kendisi yıllarca kooperatife borç takmamak için çırpınıp dururken birçok üyenin halâ borçlu olduğunu gördü. Üstelik en çok borcu olanlar, evlerine şömine, kartonpiyer, parke ve kalebodur gibi lüks ilâveler yaptıran bu “alnı secdeye değen” cemaat üyeleri idi. Daire maliyetinin dörtte biri kadar çok borcu olanlar bunlardı.
Birden adeta gözünden bir perde kalktı “alnı secdeye değen” insanlardan zarar görmek gözünü açmıştı. Sanki cemaat dışındakilerin alnı secdeye değmiyordu. Aslında kimin alnı secdeye değiyor kimin değmiyor konusu kişilerin sadece kendilerini ilgilendirir. Allah’la kişi arasında olan bir şeydir. Kooperatif ortaklarının hakkını gasp eden, kul hakkı gözetmeyen bir insanın alnının secdeye değmesi kimi ilgilendirir.
Toplantı sonunda kooperatif başkanı, ortakların birbirleri ile helâlleşmelerini istediği zaman söz aldı;
-Biz aile olarak inşaat süresince kooperatife hiç borçlu olmadık. Ben aidat ödemelerini aksatmamak için ek iş yaptım, yüzümü kızartıp eşimden dostumdan borç aldım, ailece birçok sıkıntıya katlandık.  Dairemize hiçbir ilâve yaptırmadık. Benim gibi ödemelerini düzenli yapan ya da zorunlu olarak ufak borçları olan arkadaşlarla elbette helâlleşirim. Ama maalesef görüyorum ki özellikle dairelerine her türlü lüks ilâve yaptıranlar kooperatife büyük borçlar takmışlar. Yani paraları olmadığı için değil, lüks ilaveler yaptırdıkları için ödemelerini aksatmışlar. Benim gibi düzenli ödeme yapanların hakkını gasp eden bu insanlarla ben nasıl helâlleşeyim? Kimse kusura bakmasın ben bu arkadaşlara hakkımı helâl etmiyorum.
O günden sonra dinî ifadeleri dillerinden düşürmeyenlere ve dinî kisveye bürünerek ibadetlerini göstere göstere yapanlara hep kuşku ile baktı.  
                 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme