26 Şubat 2016 Cuma

KARASLARLI HOCA MEHMET



                2005 Yılında Makedonya’ya yaptığım gezide, eşimin doğduğu köy olan Karaslar’da video çekimleri yaptım. Bu çekimlerin birinde, köyü gezerken bize yardımcı olmaya çalışan bir Makedon genci bir olay anlattı. Olayı anlatırken kendi yorumunu da ekledi. Bu görüntüleri internet üzerinden yayınladım. Yanlış anlamalara meydan vermemek için olayın oluşunu ve bu konudaki düşüncelerimi yazmayı uygun buldum.
Makedon gencinin anlattıklarını Karaslar doğumlu, şimdi İstanbul’da yaşayan Nurettin Bey tercüme etti. Köprülü’de gezerken tesadüfen rastladığımız Nurettin Bey Karaslar’da bize yardımcı olmak üzere bize katıldı. Nurettin Bey buradan büyük yaşta göç ettiği için hem köyü tanıyor hem de çok iyi Makedonca biliyordu. Bu yüzden kendisine rastlamamız bizim için büyük bir şans oldu.

Karaslar doğumlu olan eşimin doğduğu evi ararken büyük dedesi Hoca Mehmet adını telaffuz ettim. Çünkü eşimin ailesi burada “Hoca Mehmetler” olarak biliniyordu. Hoca Mehmet adını duyan bu genç bizi bir eve götürdü. Bu evin aradığımız ev olduğunu çünkü bu evin Hoca Mehmet’in evlerinden biri olduğunu söyledi. Ben eşimin doğduğu evi bulduğumu zannederek sevindim. Daha sonra bu evin kayınpederimin amcası Süleyman Samtaş’a ait olduğunu öğrendim. Ama gösterilen ev gerçekten Hoca Mehmetlere aitti. Çünkü Süleyman Samtaş Hoca Mehmet’in dört oğlundan biri idi. Bu sokakta ve onun alt sokağında bulunan dört ev Hoca Mehmet’in çocuklarına aitti. Hoca Mehmet, ailesi kırk kişi olana kadar çocuklarını ayırmamış, dört ev birlikte yaşamışlardı. Dört aile Hoca Mehmet öldükten sonra kırk beş kişi iken ayrılmışlar.
Bir yıl sonra beraber geldiğimizde, köyden altı yaşında ayrılmış olan eşim Rağbet Hanım, hayret verici bir şekilde doğduğu evi buldu.
Süleyman amcanın evinin önünde çekim yaparken bizi gezdiren Makedon genç, birden kendiliğinden bir şeyler anlatmağa başladı;
-Bu evde Türklerden sonra yaşayanlardan benim dedem yukarıdaki Türk mezarlığındaki mezar taşlarını toplayarak avluda yaptığı bir inşaatta kullandı. Bundan sonra dedeme her gece bir ihtiyar uykusunda görünerek o taşları geri götürmesini söylemeye başlamış. Dedem her gece kan ter içinde uyanır olmuş. Dedeme uykusunda görünen kişinin bize göre, mezarlıkta tek sağlam kalan mezardaki kişi olduğunu düşünüyoruz. (Türk mezarlığında sağlam kalan tek mezar, Hoca Mehmet’e aittir. Bu mezarda o zaman,  üzerinde eski yazılar bulunan sarıklı bir mezar taşı bulunuyordu.)
Dedem sonunda kullandığı taşları inşaattan sökerek mezarlığa geri götürdü. Ama bu evde yaşayanlar bundan sonra hiç iflah olmadı, hastalıklardan kurtulmadılar, kalp hastalığı ve daha birçok hastalık yaşadılar. Hiç huzur bulmadılar, perişan oldular.
Bunlar Makedon gencin kendiliğinden anlattığı ve Nurettin Bey tarafından tercüme edilen ifadelerdir.
Müslümanlıktaki evliya kavramının karşılığı Hıristiyanlıkta azizdir. Ortodokslarda azizlerin çok önemli yeri vardır. İsa, Meryem ana ve aziz resimlerinin çizildiği ikonalar her evde bulunduğu gibi Ortodoks kiliseleri de bu ikonalarla doludur. Her Ortodoks evinde bu ikonaların bulunduğu bir köşe vardır. Bu köşede mum yakıp azizlere dua ederler, onlardan yardım dilerler. Azizlerin kerametlerine ve mucizelerine inanırlar ve onlardan yardım beklerler. Yaşayan din adamlarından da yardım bekleme, hastalıklara ve çeşitli sıkıntılara karşı okunma alışkanlığı yaygındır. Müslüman din adamlarına bile okunmaya giden Hıristiyanlar olduğu anlatılır.
 Ohri gölünün kaynağının bulunduğu yerde, Sveti Naum adıyla bilinen çok güzel bir yer bulunmaktadır. Burası zamanında Sarı Saltuk makamı idi. Civardaki Müslümanların önemli bir ziyaret yeri iken Hıristiyanlar tarafından da ziyaret ediliyordu. Hıristiyanlar burada mum yakıp dileklerde bulunuyorlardı. Makedonya’da türbe ve makamlara mum yakma geleneği Müslümanlar arasında da yaygındır. Mum yakma âdeti Ortodokslarla buradaki bazı Türklerin ortak ritüelidir. Türkler yüz yıl kadar önce buralardan çekilince, bu makam tamamen Hıristiyanlara kalmış ve zamanla buraya bir kilise inşa edilerek Sveti Naum makamı haline getirilmiştir. Sarı Saltuk makamı iken buraya gelip mum yakan Hıristiyanlar şimdi Sveti Naum’a mum yakar olmuşlar.
Asırlarca birlikte yaşayan Müslüman ve Hıristiyanlar arasında bazı ortak davranışların oluştuğunu düşünüyorum. Mezarlıklar ve türbeler her iki dinde de saygı duyulması gereken yerlerdir. Birlikte yaşarken her iki taraf mezarlıklara genelde saygı göstermişlerdir. Ama az da olsa saygısızca davranışlar da hep olmuştur ve olmaktadır.
Karaslarlı Makedon gencin anlattıklarını ve yorumunu bu bilgilerin ışığı altında değerlendirmek gerekir. Müslüman mezarlığından da olsa, bir mezarlıktan taş alınarak inşaatta kullanılması bu kişileri rahatsız etmiş, içlerine kuşku düşürmüştür. Bu kuşku ve vehmin onlarda yarattığı ruh hali böyle düşünmelerinde en büyük etkendir diye düşünüyorum. Türk mezarlığındaki sarıklı mezar taşı olan Hoca Mehmet’e farklı bir gözle baktıkları da anlaşılıyor.
Müslümanlıkta, Fatiha suresinde belirtildiği gibi, yalnız Allah’a ibadet edilir ve yalnız Allah’tan yardım beklenir. Evliya, aziz, şeyh, hoca vb. hangi isimle söylenirse söylensin insanın ne ölüsünden ne de dirisinden yardım ve keramet beklemek yanlıştır ve Allah’a ortak koşmaktır. Allah’a ortak koşmak en büyük günahtır.
Bana göre evliya, suda yürüyen, havada uçan, zaman ve mekân tanımadan mesafeleri aşan, keramet gösteren kişi değildir. Yanlış olarak hep böyle anlatılmıştır. Öldükten sonra da insanların hayatına giren, bir takım cezalar ve mükâfatlar veren kişi de değildir. Ölen insanın dünya üzerindeki hayata müdahale etme imkânı yoktur. Bu yanlış, Kur’an dışı anlayış, asırlarca bir takım sahtekârların saf, temiz insanları sömürmesinde kullanılmıştır. Günümüzde de insanlar bu yolla istismar edilip sömürülmektedir.
Bana göre, önemli olan yaşadıkça olgunlaşan, olgunluğun en üst sınırına varan kâmil Müslüman olmaktır. Dünya hayatından soyutlanmış bir “evliya kavramı” yerine, “hayatın içinde halis mümin” kavramının daha gerçekçi olacağı bir hakikat olarak önümüzde durmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder