31 Mart 2020 Salı

DUA VE SABIR


Koru Baba Türbesi ve Sancı Değneği

2004 yılında memleketim Makedonya’daki köyüm Çeltikçi’ye ilk gittiğimde evimden önce mezarlığımızı ziyaret etmiştim. Özellikle, çatısından koca bir meşe ağacı çıkan ve çocuk hafızamdan hiç silinmeyen Koru Baba türbesini hemen görmek istiyordum. Göç sırasında köyümüzü terk ederken en son ziyaret etmiş olduğumuz bu yapıyı hiç unutmadım.

Bir Alperen olduğu rivayet edilen Koru Baba’nın türbesi çok küçük bir yapı. Sandukanın yanından çatıya doğru yükselen koca bir meşe gövdesi mekânı iyice küçültüyor. Her türbede bulunan sanduka ve üzerine serilmiş havlular, örtüler ile yakılmak için konulmuş mumlar bulunuyor. Makedonya’da türbelere mum yakma adeti çok yaygındır. Bunların dışında, türbede şimdiye kadar hiçbir türbede görmediğim bir şey dikkatimi çekti. Çatıdan aşağı doğru asılmış, sandukanın üzerine doğru sarkan yılan gibi kıvrımlı bir sopaydı bu. Buna bir anlam veremedim. Daha sonra ziyaret ettiğim köyümüzün yeni mezarlığındaki türbede, Ohçebol’da Yusuf Dede türbesinde ve daha birçok türbede bu kıvrımlı sopayı gördüm.
Türkiye’ye dönünce rahmetli anneme bu sopanın ne olduğunu sordum.
-Biz ona “sanci diiney” (sancı değneği) diyorduk.
-Ne işe yarıyordu bu değnek.
-Bir yerleri ağrıyan, sancıları olan insanlar Koru Baba türbesine gelerek bu değneği sancı olan yerlerine sürter şifa beklerdi.
-İşe yarıyor muydu?
-Bilmem ki, baban böyle şeylere inanmazdı bu yüzden biz gitmezdik, ama gidenler işe yaradığını söylerdi.
Bir yıl sonra, İzmir’den yaşlı iki köylümle köyüme gitme fırsatım oldu. Bu sancı değneğini onlara da sordum. Sancılara ağrılara bire bir olduğunu söylediler. Kısa bir süre önce hamaktan düştüğüm için sırtımda ağrı olduğunu söyleyince hemen sancı değneğini ağrıyan yere sürttüler. Yarına bir şeyim kalmayacağından emindiler. Ama hiç de öyle olmadı. Bir doktor arkadaşım sırtımda doku zedelenmesi olduğunu, iyileşmesinin zamana bağlı olduğunu söylemişti. Nitekim bir müddet sonra bu ağrıdan kurtuldum.
Osmanlının son dönemlerinde ve daha sonraki Sırp ve Bulgar yönetimleri zamanında buralara sağlık hizmetleri pek gelmemiş. Kolera ve son devirlerde verem buralarda çok can almış. Sağlık hizmeti olmadığı için insanlarımız, türbelerden, şeyh babalardan, hocalardan medet ummuşlar. Sancı değneğine sürtünerek, türbelere adaklar adayarak, mum yakarak şifa aramışlar.
Annemin babası Adil dedem 1928 yılında hastalanarak ölmüş. Altı yaşında olan annem babasının Köprülü’de tedavi gördüğünü ve kendisini hastahanede ziyaret ettiğini hatırladığını anlatırdı. Bu dönemde Köprülü’de bir hastahane olmasına rağmen insanlarımızın mecbur kalmadıkça tedavi için şehre gitmedikleri anlaşılıyor.
1950’li yılların başında, göçten bir müddet önce, rahmetli babama ülser teşhisi konmuş. Üsküp’te doktora giderek tedavi olmaya çalışmış. Ayrıca Sırbistan’da bulunan “Vırnaçka Banya” içmelerine de gitmiş. Diğer köylerden de Köprülü’ye ve Üsküp’e tedavi için giden çok insanımız olmuş. Tito döneminde sağlık hizmetlerinin düzenli hale gelmesinin bunda büyük payı olduğunu düşünüyorum.
Ama eski alışkanlıklarından vazgeçmeyen insanlarımız hep olacaktır ve olmuştur. Elli yıl sonra köyüne giden köylümün, Koru Babaya Türkiye’den kilolarca mum götürmesi bunu gösteriyor.
Bu günlerde bütün dünya ve ülkemiz bir salgın belası yüzünden zor günler geçiriyor. Doktorlar, bilim insanları bu salgınla var güçleri ile mücadele ediyor, çareler arıyor.
Bazı çevreler bu beladan “dua ve sabırla” kurtulacağımızı söylüyor. Televizyonlarda alt yazılar geçiyor, minarelerimizde virüse karşı dualar yükseliyor diye. İnternette, virüse karşı dualar paylaşılıyor. Şu duayı şu sayıda okuyalım, dua zinciri yapalım şeklinde birçok mesaj dolaşıyor. Üstelik gönderilen bu metinler çoğunlukla Arapça, anlamını bilmeden bir duayı okuyup amin demek ne derece doğrudur? Bir duayı yüzlerce hatta binlerce defa okusak virüse karşı bir faydası olur mu?
Elbette dua edeceğiz, dua kişiseldir. Her kes kendi duasını yapmalı içinden geldiği gibi dua etmelidir. Dualarda, dini metinlerde sihir aramak, şifa beklemek sancı değneğini ağrıyan yerine sürtmek değil midir? Dua, dilekte bulunmak ve bu dilek doğrultusunda gereğini yapmaktır. Bilim insanlarının, sağlık mensuplarının ve yetkililerinin uyarılarına uymak ona göre yaşamak da bir duadır.
Eve kapandık, özgürlüğümüz kısıtlanmış durumda. Virüs bizi esir aldı. Aklımız buna katlanmak zorunda olduğumuzu söylüyor. Ümitle bu günlerin en kısa sürede geçmesini bekliyoruz. Sabır bugün olduğu gibi hayatın her safhasında gereklidir. Sabretmek katlanmaktır. Yeterince tedbir alındığını bilsek, daha rahat ve sabırlı olacak ve zorluklara daha kolay göğüs gereceğiz.
Bu salgından milletimizin en az zararla çıkmasını diliyorum. Bu zor günleri millet ve insanlık olarak hep birlikte gayret göstererek, bilgiyle, bilimle aşacağımıza inancım tamdır.

2 yorum:

  1. Değerli dostum, kaleminize sağlık. Beni çocukluğuma götürdünüz. Başım ağrıdığında beni okuyan bir ninenin eline tükürüp alnıma sürdüğü elini sonra yere sürterek ''Yerde kalsın, yerde kalsın, yerde kalsın'' dediğini unutmuyorum. Buna karşın, başımın ağrısı geçti mi, geçmedi mi hatırlamıyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Değerli meslektaşım ve memleketlim,güzel ifadeleriniz ve yazıma yaptığınız katkı için çok teşekkür ederim.
      Hüseyin ŞİRVAN

      Sil