4 Nisan 2020 Cumartesi

AŞURE KAZANINDA KERAMET


Bir vakitler İzmir’in Altındağ semtinde bir şeyh yaşardı. Bu şeyh, kendine bağlı olanları “tekke” dedikleri evinde toplar, sohbetler ve zikirler yapardı. Muharrem ayı içinde aşure kaynatmak, özellikle Makedonya’dan gelen tarikatlar için çok önemli bir etkinliktir. Aşure, lanetli Yezit tarafından gerçekleştirilen Kerbela katliamının yıl dönümü olan Hicri 10 Muharrem günü kaynatılır. 10 Muharrem,  Kerbela şehitleri için tutulan matemden çıkış günüdür aynı zamanda. Aşure kazanı meydanda bir törenle ve dualarla hazırlanarak kaynatılırdı.

Bu şeyhin her aşure gününde davetlilere yaptığı bir gösteri vardı. Bu gösteri, aşureyi hazırlama törenleri kadar geleneksel hale gelmişti. Şeyhe bağlı olanların anlattıklarına göre şeyh omuzuna kadar sıvadığı kolunu kaynayan aşure kazanına sokar, çıplak kolu ile aşureyi karıştırırdı. Şeyhin çıplak kolunun kaynayan kazanda yanmaması büyük bir keramet olarak her yerde anlatılırdı.
Bu törenlere misafir olarak katılan ve tarikata mensup olmayan bazı kişiler ise, şeyhin aşureyi daha tam kaynamadan karıştırdığını, işin içinde bir kandırmaca olduğunu söylerlerdi.
Bu aşure karıştırma olayını dinlediğimde düşünürdüm, madem bu kişi keramet erbabı, neden kerametini bu şekilde gösteriyor? Neden kolunu sokarak aşureyi kirletiyor. Böyle yapacağına faydalı bazı işlerde keramet gösterse, insanlara faydalı olsa daha iyi olmaz mı?
Şimdi ölmüş olan bu şeyhin yerine oğlu geçmiştir. Çok merak ediyorum bu aşure gösterisi halâ deva ediyor mu diye. Malum, bu şeyh hanedanlarında her şey babadan oğula geçiyor. Keramet gösterme özelliği de babasından geçti mi acaba?!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme