28 Mart 2015 Cumartesi

BURSA ULUCAMİ MİNBERİ (İLİM YÜKLÜ)

        
Bursa Ulu Cami Minberi
Başlık olarak aldığım cümle bir kitap adıdır. Değerli öğretmen arkadaşım Feyzi Ülgü, uzun yıllar emek vererek yaptığı araştırmalar sonunda elde ettiği bilgileri bu kitapta bizlere sunuyor.
Ulucami 1399 yılında tamamlanmış, yirmi kubbeli bir ulu mabettir. İçinde bulunan değişik devirlere ait hat örnekleriyle adeta bir hat sanatı müzesidir. Camide bulunan önemli eserlerden biri de kündekâri tekniği ile yapılmış ahşap minberidir.
Kündekâri tekniği, oyulup şekillendirilmiş küçük ahşap parçaların, bir ahşap iskelet üzerinde tutkal ve çivi kullanmadan sadece geçmelerle birleştirilmesi sanatıdır. Böylece büyük ahşap eserlerin mevsim değişikliklerinden etkilenmesi önlenerek asırlarca dayanmaları sağlanmıştır. Anadolu’nun bir çok yerinde Selçuklu döneminden günümüze kadar gelmiş bu teknikle yapılmış minberler vardır. Minber dışında kapı ve daha başka eserde bu tekniğin kullanıldığı görülür.  

Ulucami minberini diğer minberlerden ayıran özellik, üzerine işlenen motiflerin taşıdıkları anlamlardır. Feyzi Ülgü kitabında bu anlamları anlatıyor. Minberin doğu yüzünde Güneş Sistemi, batı yüzünde Evrendeki Düzen motiflerle sembolize edilmiştir. Doğu cephesinin en altında 12 Türk boyu ve batı cephesinin alt kısmında diğer 12 Türk boyunu sembolize eden motifleri bulunmaktadır.
Bu bilgiler ışığında sonuçlar çıkarmalıyız diye düşündüm. Ulucami 1399 yılında tamamlanmıştır. 1399 yılında cami içinde bir minberde Güneş Sisteminin ifade edilmesi çok ileri bir düşüncenin göstergesidir. Bundan, gezegenlerin ve yörüngelerinin bilindiğini anlamaktayız. Dünya ve gezegenlerin yarımküre kabaralar şeklinde yapılmaları, yuvarlak olduklarının da bilindiğini göstermektedir.
1399’da biz mabedimize güneş sistemini koyacak kadar ileri bilgilere sahipken, Avrupa’da bundan 233 yıl sonra 1632’de Galileo, dünya dönüyor dediği, için Papalığın Engizisyon mahkemesinde yargılanmıştır. Biz ne kadar ileri, Avrupa ne kadar geri imiş.
Biz neredeydik?
Batı neredeydi?
Şimdi onlar nerde, biz neredeyiz?
Neden?
Peki, ne oldu da bu kadar geri olan Avrupa şimdi bizden bu kadar ileri gitti? Biz bu kadar ileri iken neden geri kaldık? Bunun üzerinde çok düşünmemiz gerekir.
Avrupa aklı ön plana çıkardı.
Biz aklı terk ettik.
Kuran’ı anlamadan okuduk.
Kuran yerine din adamı kisveli cahil insanları rehber aldık.
Bu yüzden son asırlarda ve hatta günümüzde bile “dünya öküzün boynuzları arasındadır” diyen sözde din adamlarımız var.
Ülkemizde bugün bile hurafeleri din diye yaşayan, aklı dışlayan bir çoğunluk bulunmaktadır.
Kitap okumayı ve bilgi edinmeyi özendirmedik.
Matbaa Uygurlarda 11. Yüzyılda, Avrupa’da 15. Yüzyılda kullanılmaya başlandı.
Bize ise ancak 1726 yılında geldi.
“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetiştiremedik.
Kısaca, çok çalışmamız gerekiyor çok!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme