26 Eylül 2014 Cuma

HOCA AHMET YESEVÎ’DEN


Hikmet
Oruç tutup halka gösteriş yapanları
Namaz kılıp tespih ele alanları
Şeyhim diye başka bine koyanları
Âhir demde imanından ayırdım.

Ahmet Yesevî gösteriş için, başkalarına iyi görünmek için oruç tutup namaz kılanların, elde tespih dolaşanların ve şeyhim deyip başka bina kuranların son nefeslerinde imanlarını yitireceklerini söylüyor.
Şeyhim diyen kimdir? İnsanlara sizi Allah’a ulaştıracağım veya daha alçak gönüllü ifadeyle size Allah yolunda yol göstericilik yapacağım diyenlerdir. Bu şeyhler gerçekten mürşit iseler ve çevresinde toplanan insanları Allah’a yakınlaşmak; insanlara hayırlı işler yapmak yolunda yönlendiriyor ve yardım ediyorlarsa ne söylenebilir? Ancak eğer etrafına topladıkları insanları teşkilatlandırıp onlardan yararlanıp makam ve servet elde ediyorlarsa, onlar gerçek şeyh değildirler. Etrafına topladıkları bağlılarını siyasette pazarlayıp kendilerine ya da yakınlarına yarar sağlıyorlarsa işte bu durum Ahmet Yesevî’nin “başka bina kurmak” durumudur.
Bu konuda Ahmet Yesevî Fakrnâme adlı eserde şöyle söylüyor:
“Onlar müritlerinden bağış alırlar; eğer müritleri vermese çekişirler ve derler ki Allah da senden şikâyetçi ben de şikâyetçiyim. Gerçek şeyhler eğer bağış alırlarsa sadece hak edenlere, gariplere, çaresizlere verirler. Eğer kendileri alıp yerlerse leş yemiş olurlar. Eğer alıp giyim yaparlarsa Allah onların hiçbir işlerini kabul etmez, onlar cehennem azabına uğrarlar. Kim böyle şeyhlere gönlünü kaptırırsa dinden de çıkar. Böyle şeyhler lanetlidirler. Onların fitnesi deccaldan da kötüdür. Onlar, Şeraitte, Tarikatta, Hakikatte ve Marifette dinden çıkmış sayılırlar…”
Ahmet Yesevî binlerce öğretmen yetiştirip dünyaya göndermeyi kendisine iş edindi. Kendisinin ve ailesinin geçimini ise tahta kaşık ve kepçe yapıp satarak sağlıyordu.
Yukarıdaki bölümü Namık Kemal Zeybek’in “Aşk Yolu” kitabından aldım. Bu kitabında yazar, Hoca Ahmet Yesevî ve Hikmetlerini yorumluyor.
Ömründe bir meslek edinmeyen, hiçbir iş yapmayan, hep kendisine bağlı olan insanlardan toplayıp bunları yiyen, kullanan, bu yolla mal mülk edinen ve şeyhlik iddiasında olan bir sürü insan var.  Makedonyalı Alaettin, Prizrenli Hüseyin, Turgutlulu Hasan Şükrü, Bursalı Ahmet, İzmirli Zekeriya ve adı ne olursa olsun, Ahmet Yesevî’nin yukarıda naklettiğim görüşlerine göre nasıl insanlar oluyorlar?  Bunlara şeyh ya da Mürşit denilebilir mi?  
Vah bunların arkasından gidenlerin haline. Bunlara bağlanan insanların, akıllarını kullanıp gerçeği görmelerini diliyorum.
    



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme