30 Ağustos 2016 Salı

Aşılması En Zor Engel: İnsan


Serebral Palsili (CP) engelli oğlumun doğal engellerini aşması hususunda kırk yıldır gayretimiz devam ediyor. Doğal engellerimizi aşmada kendi şartlarımıza göre çok başarılı olduğumuzu söyleyebilirim. Günün tıbbi bilgi ve imkânlarına göre her türlü tedavimizi yapmaya çalıştık. Oğlumun sahip olduğu büyük iradesi ile doğal fiziki engellerini büyük oranda aştığımızı düşünüyorum.

Oğlumun özel durumuna göre bir yaşama ortamı yaratmak için de çok çabaladık. Balkondan rampa ile evine rahat bir şekilde giriyor. Büyük çabalar sonucu edindiğimiz yüksek tavanlı otomobiline yine rampa ile rahatça inip binebiliyor. Akülü elektronik tekerlekli sandalyesi ile güzel havalarda kendi başına işine gidebiliyor.

Eğitim konusunda da çok başarılıyız. Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Programcılığını bitiren oğlum meslek edinmekle kalmayıp, çok yönlü olarak okuyan araştıran, yazan çizen ve düzenli bir işi olan gerçek bir aydın olarak hayatın içindedir.


Bütün bunları ve burada yazmadığım daha birçok engeli aşmamız hiç kolay olmadı. Oğlum ve ailesi olarak bizler çok çaba harcadık, çok yorulduk ama bu bizim şartlarımızın gereğidir diye kabullendiğimiz için kahretmedik, hedeflerimize ulaştıkça mutlu olduk yorgunluğumuzu fazla hissetmedik.

Bizi çok yoran ve kahreden engeller doğal engellerimiz değil insanların yarattığı engellerdir. İnsanların yarattığı bu engellerin, ülkemizde yapanın yanına kar kaldığı sürece, ortadan kalkacağına inanmıyorum.

Kırk yıldır mevzuat efendinin istediği şekilde aldığımız sayısız sağlık kurulu raporları bizi yoranların başında geliyor. İş Bulma Kurumu için ayrı, işe başlarken ayrı, vergilendirmek için ayrı, engelli kartı alırken ayrı, tekerlekli sandalye alırken ayrı, araba alırken ayrı ve daha birçok şey için ayrı rapor almaktan çok yorulduk. Her raporun farklı engel dereceleri ve bu dereceleri istenen oranlara uydurmaya çalışmaktan da ayrıca yorulduk. 

Okuduğu okullar fiziki olarak kendisine uygun olmadığı için tekerlekli sandalye ile çıktığımız merdivenler ve yaşadığımız diğer sıkıntılardan çok; “benim lise birinci sınıflarım üçüncü katta, bir öğrenci için ben düzenimi bozamam” diyebilen ve tekerlekli sandalyedeki öğrenciyi üçüncü katta okutmaya kalkan, lise başmüdür yardımcısı gibiler bizi engellemeye çalışarak yordu.

Sadece sol elini sınırlı olarak kullandığı için, yazısı kötü diye, kompozisyon sınavında notunu kıran edebiyat hocası da bizim için yorucu bir engeldi. Şimdi oğlumun yayımlanmış iki şiir, bir hikâye kitabı ve yüzlerce makalesi var.

Engelliler için ayrılan park yerlerine, araba parkeden engelsiz, ama kelimelere sığmayacak vasıfta insanlar, bizi yormaya devam ediyorlar.

Stat ve spor salonları önlerinde parka yeri aramaktan da, buralardaki “yassak hemşerim” anlayışındaki görevlilerin çıkardığı zorluklardan da "yine mi" duygusuyla yorulduk.

Evimizin balkonuna bağlı girişi, çıkışı sağlayan rampayı, önüne araba park ederek kapatanlar da bizi yormaya devam edecek görünüyor. Her sabah işe giderken, rampayı kapatan bir araba ile karşılaşma endişesi bizi ayrı bir yıpratıyor.

Girişi engellilere uygun olduğu halde çıkışı olmayan kaldırımlar bizi çok yıprattı. Kat ettiğimiz yolu geri dönmekten yorulduk.

Bu yazıyı yazmama neden olayı 28 Ağustos 2016 Pazar günü oğlumla gittiğimiz Bursaspor-Başakşehir maçı yolunda yaşadık.


Her zamanki gibi metro durağından bizi stada ulaştıracak yaklaşık iki kilometrelik yolu aşıp stat önüne varınca bir sürprizle karşılaştık. (Bu kadar mesafeyi yaya olarak kat etme zorunluluğunu da takdirlerinize bırakıyorum.) Kullandığımız kaldırımın çıkış yerine iki lüks araba park etmişti. Stadın tribün girişine varmamız için kullanmamız gereken kaldırımda iki araba vardı.
Ya yüksek kaldırımdan inmenin bir yolunu bulacak ya da geldiğimiz onca yolu geri dönecektik. Aslında geri dönmek de sorunu çözmüyordu. Geri dönsek kaldırımdan değil arabaların kullandığı cadde kenarından gelmek zorunda idik.
Bu da bu maç kargaşasında oldukça tehlikeli idi. İmdadımıza maça gitmekte olan genç sporseverler yetişti. Birkaç kişinin yardımı ile hiç de sağlıklı olmayan bir şekilde kaldırımdan indik. O anda o iki arabayı şikâyet edip çektirecek muhatap ta bulamadık.

Çıkışta arabalar daha gitmediğinden, kaldırıma çıkamadığımız için trafiğin aktığı caddeyi kullanmak zorunda kaldık. Arabalar halen oradaydılar.

Çok güzel bir maç seyrettik. Ama hep aklımızda yolumuza engel koyan bu iki araba vardı.

Korkarım ki, ne kaldırımlara park eden bu tarifini sizlere bırakmak istediğim insanlar(!) yok olacak; ne de bunları hizaya sokması gereken sistem yerleşecek.

On yıllar sonra… Belki… İnşallah…

Hüseyin Şirvan - 30/08/2016

2 yorum:

  1. Herkül olsan bunlara gücün yetmez derdin yıllar önce,değişen birşey yok be dayı...

    YanıtlayınSil
  2. Allah bize sabır ve kolaylıklar versin inşallah sayın hocam.

    YanıtlayınSil