![]() |
Muradin Begoviç ile evindeki atölyesinde |
2004 yılından itibaren Makedonya’nın Köprülü (Veles) kasabasına bağlı olan köyüm Çeltikçi’ye hep günü birlik ziyaretler yaptım. Çok sayıda video ve yüzlerce fotoğraf çektim. Bu defa köyümde yatıp bir gece geçirmek istiyorum.
2022 yılının
kasım ayında Çeltikçi’de babamın dayısının oğlu Aşaa Küüli Hasan (Hasan
Dervent) dayımın göç ederken evini alan Boşnak aileye misafir oldum. Muradin
Begoviç ailesi yıllarca memlekete gelerek kendilerine misafir olan Hasan dayıma
büyük saygı gösteriyor. Doğrusu ben de Hasan dayımın kredisini kullandım. İnternette
ilişki kurduğum Muradin Bey beni tereddütsüz kabul etti. Zaten beni
internetteki yazılarımdan tanıdığını söyledi.
Beni Köprülü’den arabasıyla alarak köye getirdi. Hane halkı tarafından çok sıcak karşıladım. Hiç yabancılık çekmedim. Çoğu üniversite mezunu, okumuş yazmış çok güzel insanlar. İslami terimler onların dilinde Türkçeye yakın bir şekilde kullanılıyor. Bunun dışında ev düzeni yemek adetleri ve yaşama biçimi olarak çok ortak noktamız var. Farklı olan sadece dilimiz. Hiç Türkçe bilmiyorlar. Benim Makedoncamla çok güzel anlaştık.
Köyümde ilk
defa bir gece geçireceğim için heyecanlıyım. Hem de doğduğum evin hemen yanında
Hasan dayımın evinde. Anlatması çok zor farklı bir duygu.
Muradin Beyle
meslektaş sayılırız. Ben resim öğretmeni o da evinden çalışan bir grafiker.
Evin bir odasını atölye yapmış. Aldığı işleri burada yapıyor. Atölyenin bir
köşesinde Türk, Makedon ve Bosna Hersek bayrakları yan yana duruyor.
![]() |
Karamusli yolunda Boyacı Yokuşu |
Öğleden sonra köyü dolaşmak için çıktım. Aklımda hep Karamusli var. Köyümde bazı noktalar hafızamda kuvveti bir şekilde yer etmiş. Okula başlayacağım yaz bostan beklediğim Yukarı Çeşme, Porsulana fabrikası yanında giisi (çamaşır) yıkadığımız dere kenarı ve onun ilerisinde bulunan Paşa Köprüsü, tüneller en çok hatırladığım yerlerdi. Bu yerleri defalarca gezdim. Değirmenimizin bulunduğu Karamusli mevkiini de hiç unutmadığım bir yerdi ama şimdiye kadar hiç gidemedim. Yolunun çok dar ve ancak traktörle gidilebilir olması gitmemi engelledi. Bu defa Karamusli'ye doğru yürümeye karar verdim. Karamusli denilen yerde köyümüzün değirmeni vardı. Bu değirmen bizim mülkümüzdü. Değirmeni Hasan dedem almış, o öldükten sonra babam ve iki amcası göç edinceye kadar ortak işletmişler. Değirmenin hizasında bir de çeltik tarlamızın vardı. Değirmen ve çeltik tarlamız adı Topolka olan deremizin karşı kıyısında bulunuyordu. Karşıya ahşap bir Köprü ile geçilirdi. Yağmurla kabaran derenin zaman zaman yıktığı köprü her defasında yenilenirdi.
Değirmenin
taşlarını döndüren çarklar değirmenin altında idi. Dereden buraya çevrilen su
çarkları çevirirdi. Çocukluğumda babamın çarkların olduğu yere girip tamirat
yaptığını hatırlıyorum.
Karanlık
basmaya başlayınca Karamusli yolundaki Boyacı Yokuşunun başında yüksekçe bir yere
oturup o günlere döndüm. Pirinç tirlerinde (tavalar) su içinde gün boyu yabani
otların yolunması oldukça yorucu bir işti. Yolunan otların tir kenarlarına
taşınması da öyle. Tarla kenarında meyvelerini yediğimiz dut ve erik ağaçları
vardı.
Arabayı
hazırlayıp eve doğru yola çıkışımız gözümün önüne geldi. Araba ile eve
dönüşümüzü ve şimdi başında durduğum zorlu Boyacı yokuşunu çıkışımızı adeta
yeniden yaşadım. Altmış yedi yıl sonra yokuşta zorlanan öküzleri görür gibi
oldum, arabanın gıcırtısı kulaklarımı tırmalıyordu. Yine bütün benliğimi bir
hüzün sardı. Ağlamaklı oldum. Bu ata topraklarından uzaklarda ömür tüketmek
zorunda kaldığıma yandım. Kaderin bir cilvesi Türkiye’de birçok yerde yaşadım.
Yalnızlık duygusu hiç yakamı bırakmadı, zaman zaman kendimi boşlukta ve
gurbette hissettim. Hep buraların özlemini çektim. Şimdi buradayım ama, atalarımızın
asırlarca yaşadıkları bu yerlerin artık bizim olmadığı gerçeği içimi acıtıyor.
Ne yazık ki bunları yaşamak bizim kuşağımızın kaderiymiş.
Karamusli yolunda, bir yamaçta bulduğum “güvem” meyvesi, benim için ayrı bir sürpriz oldu. Bizim burada "güvem" dediğimiz, yaban mersini meyvesi. Çocukluğumuzda bunları toplar, ağzımızı burmasına rağmen yerdik.
Birden karşı
tepede bir koyun sürüsü belirdi. Ürünü kaldırılmış tarlalarda otlayan ve sanki
hepsinin boynunda çıngıraklar olan bir sürü bu. Akşamın sessiz ve alaca
karanlığında kısa bir melodiyi tek düze olarak tekrar eden çıngırak sesleri
ortama masalsı bir hava katıyor. Silüet halinde görülen çobanların bağrışmaları
ve köpek havlamaları de onlara eşlik ediyor. Aklıma, çocuk yaşlarında buralarda
kendi sürümüzü otlatan babam geldi. Babam bu çobanlık günlerini nasıl özlemle
anlatırdı. O ve daha kaç köylümüz sürüsünü kim bilir kaç kere buralarda
otarmıştır. İstanbul’da Meço Hasan eniştem buralarda otardığı sürüsünü hep rüyalarında
gördüğünü anlatırdı.
![]() |
Küüçün (Köy meydanı) |
Karışık duygularla yüklü olarak köye yöneldim. Akşam olmuş köyün ışıkları yanmaya başlamıştı. Sanki burada yaşıyormuşum da Karamusli'deki işimi bitirmiş evime dönüyordum. Zamanda geriye gitmiş gibiydim. Mezarlık tarafından acele etmeden küüçüne (köy meydanı) doğru yürüdüm.
İnsanlar
evlerine gitmek için aceleyle yürüyordu. Ne yazık ki hiç tanıdık sima yoktu ve
Türkçeden başka bir dil konuşuluyordu. Burası benim köyümdü ama benim insanım
yoktu. Kendi insanlarım olsaydı onlarla laflayarak yoluma devam ederdim. Bu
gerçek yine içimi acıttı, yine bir yalnızlığın ve garipliğin içine düştüm.
Doğduğum köyde bir yabancı gibi yoluma devam ettim.
![]() |
Küüçünden Odaönüne giden yol |
Camiyi geçip, küüçündeki Aşağı çeşmeden Odaönü meydanına doğru seğirttim. Odaönü köşesinde bulunan evimizin soluna doğru dönünce Aşaa Küüli Hasan (Hasan Dervent) dayımın evine ulaştım.
Begoviç ailesi beni aynı sıcaklıkla karşıladı. Hasan dayı, gide gele bu insanlar üzerinde harika bir etki bırakmış. Hasan dayıyı anlata anlata bitiremiyorlar. Buna hiç şaşırmadım. Ailemizin büyüğü ve köyümüzün sayılan sevilen bir kişisi olan Hasan dayı, tam bir gönül adamıydı. Bana da Hasan dayıma gösterdikleri itibarı gösterdiler. Küçüğü, büyüğü bütün aile beni yakın bir akrabaymışım gibi ağırladı. Muradin Beyin torunları, Ahmet ve Sümeya bana dedeleri gibi sarıldılar. Bütün aileye minnettarım. Allah razı olsun.
![]() |
Muradin Begoviç'in torunları Sümeya ve Ahmet ile |
O gece
yatağıma heyecanla girdim. Altmış yedi yıl sonra köyümde uyuyordum. Defalarca
uyandım. Nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Her seferinde heyecanlandım.
Yıllardır geldiğim memleketimde çok güzellikler yaşadım, karşıma hep iyi
insanlar çıktı. Bugün yaşadıklarım, daha önce yaşadıklarımdan çok farklı ve
güzel oldu benim için.
Sabah, altmış yedi yıl aradan
sonra köyümde uyumanın huzuru ve hoşluğu ile uyandım. Ev halkı daha uykudayken
işime gider gibi sessizce dışarı çıktım. Gördüğüm insanlarla selamlaşarak,
bazılarıyla hatır sorup konuşarak köyümün sokaklarında gezmeye başladım.
Köyümün
sokaklarında eski zamanlarımızı arayarak gezindim. Hasan dedem, Kadıncık nenem,
babam daha kimler bu sokaklarda gezindi. Geçen zamanı geri çevirmek mümkün
olsaydı keşke. Mümkün değil.
Sahiplerini
bildiğim evlerin önünde durarak orada yaşamış olanlarla empati kurdum. Zamana
direnip günümüze ulaşan evlerin ve kerpiç damların fotoğraflarını çektim. Kimleri
kimleri hatırladım. Keşke yanımda konuşup dertleşeceğim bir yol arkadaşım
olsaydı.
Hiçbir şey
olduğu gibi kalmıyor, zaman hükmünü sürdürüyor. 2004’ten beri köyümün
fotoğraflarını çekiyorum. Benim fotoğrafını çektiğim yerler bile değişti. Keşke
çok önceleri gelebilseydim. Önceleri gelenler keşke fotoğraf çekseydi.
Doğduğum
köyde harika zaman geçirdim. Bazen hüzünlendim, bazen de burada olduğum için
içim sevinçle doldu, farklı duygulara kapıldım. Her şeye rağmen buradan,
benliğimi saran çok hoş bir huzur ve mutlulukla ayrıldım. Makedonya’nın havası
hem bedenen hem de ruhen bana hep çok iyi geliyor. Ama köyümde vakit geçirmek
çok farklı bir duygu ve güzellik benim için. Bana gönüllerini ve evlerini
açarak bu güzellikleri yaşatan Begoviç ailesine sonsuz teşekkürler ediyorum.
Allah razı olsun.
Begoviç ailesi ile aramızda bir gönül köprüsü
kurulduğunu hissediyorum. Tekrar görüşmeyi ve onları Bursa’da ağırlamayı çok
istiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder