23 Nisan 2013 Salı

"Azizim İçecek!"

                Seçimler yaklaştıkça çalışmalar hızlanıyordu. Kasba’da (Turgutlu) bir partinin ilçe başkanı olan Dökümcü ya da diğer adıyla Berber Muammer propaganda çalışmalarını arkadaşlarıyla yönlendirip partisine oy toplamak için var gücüyle çalışıyordu. Kahvehane toplantıları, köy ziyaretleri oluşturulan ekiplerce düzenli bir şekilde yapılıyordu. Bir de büyük miting yapmayı plânlıyorlardı. Kasaba’nın etkili kişileri tespit edilip görüşmeler yapmaya da çalışılıyordu.
                Bir gün, Yugoslavya göçmeni bir parti üyesi, hemşerisi Aleydin (Alaettin Yayıntaş) Beyle görüşülmesi gerektiğini, desteği alınırsa çok sayıda oy sağlanabileceğini ortaya attı.
                Alaettin Yayıntaş, göçmen söyleyişi ile Aleydin Bey, Yugoslavya’nın Köprülü kasabasından göçmüş bir Halveti şeyhi idi.  Etrafında çok sayıda müridi olduğu söyleniyordu. Görüşmekte fayda oluğu fikrinde birleşildi. Zaten mensup oldukları parti de millî ve manevi değerleri savunan bir parti idi. Bu şeyh efendi ile anlaşabileceklerini düşündüler. Fakat böyle bir kişi ile kim görüşebilirdi. Bu işlerden anlayan, tasavvuf konusunda bilgisi olan bir kişi gerekiyordu. Akıllarına partinin Ahmet Abisi geldi.
                Ahmet Abi, asker emeklisi olan, derin tasavvuf ve tarih bilgisine sahip değerli bir parti büyüğü ve bütün camianın “Ahmet Abisi” idi. Ağzından bal damlıyor derler ya aynen öyle yumuşak ve tatlı anlatışıyla dinleyenleri kendine bağlardı. Ancak Ahmet Abi gibi biri böyle bir din adamı ile görüşebilirdi.
                Uzun görüşmelerden sonra Ahmet Abinin Kasaba’ya geleceği bir gün için Aleydin efendiden randevu alınabildi. Göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Yeni Mahalledeki bir evde akşam vakti buluşacaklardı. Berber Muammer, yanında Ahmet Abi ile Yeni mahalleye geldiklerinde akşam olmuş, sokak lâmbaları yanmaya başlamıştı. Avlu kapısı sokağa açılan göçmen evinin kapısına vardıklarında içeriden telaşlı bir koşuşturmanın sesleri geliyordu. Akşam yemeği için hazırlık yapıldığını düşündüler.
                Avluya buyur edildiklerinde, kendilerini her tarafı çiçeklerle dolu, asmalı bir bahçede buldular. Evin ayatı önünde bir tulumba ve başında durmadan su çeken bir genç bulunuyordu. Kasalar içinde kavun, karpuz ve çeşitli meyveleri servis edilmek için hazırlayan birkaç kişi hummalı bir çalışma içinde idiler. Tulumbanın yanından geçerken tekne içinde üzerlerine devamlı soğuk tulumba suyu çekilerek soğutulmaya çalışılan çok sayıda rakı ve şarap şişelerini görünce Ahmet abi durdu. Suyu çeken gence dönerek;
- Bunları kim içecek? diye sordu. Genç hiç gocunmadan, rahat bir şekilde cevap verdi;
-Azizim, şeyhim içecek, te bu gece bu evde muhabbet var, azizim Aleydin efendi ve biz içeceğiz. Ahmet abi hiç istifini bozmadan eve doğru yürürken Berber Muammer’in aklı karışmıştı.
          İçeri girdiklerinde başköşede postta oturan Aleydin Efendi, ayağa kalkarak kendilerine göre zayir (zahir) olan bu kişileri karşıladı. Hoş beşten sonra Ahmet Abi, dinî konulara girerek muhabbete koyuldu. Epey bir şeyler anlattıktan sonra sözü içkiye getirdi. İçkinin dinimizce haram olduğunu, dinî kaynaklara dayanarak anlattı. Hatta Berber Muammer göre abartılı örnekler de verdi. Ama onu esas şaşırtan, bütün anlatılanları hararetle tasdik eden, Ahmet Abinin her söylediğine evet diyen şeyh Aleydin efendi oldu. Şeyh Aleydine göre de içki haramsa tulumbanın altında gördükleri içkiler ne oluyordu? Bunları düşünmekle yetindi çünkü o sadece bir dinleyici idi.
                Bütün bu konuşmalar yapılırken hizmet eden bir genç çok saygılı bir şekilde kahve ve diğer ikramları kendilerine sunuyordu. Bu “meydancı” denilen genç sunduğu ikramları her verişinden sonra saygıyla geri geri gidiyor ve el pençe divan boyun bükerek ayakta bekliyordu.
                Bir müddet sonra, Ahmet Abi hiç parti konusuna girmeden izin isteyerek kalktı. Şeyh Aleydin efendinin sadece elini sıktıktan sonra meydancı gence yönelerek, kendinden çok küçük olan bu gencin ellerine sarılıp öpmeye kalkıştı. Genç direndi, aralarında epey bir mücadele geçtikten sonra birbirlerine sarıldılar. Gençten helallik dileyerek ayrıldılar. Berber Muammer bir kere daha allak bullak olmuştu.
                Dışarı çıktıklarında Ahmet Abiye;
-Ahmet Abi sen ne yaptın öyle, orada koskoca şeyh dururken bir gencin elini öpmeye kalkıştın, nedir bu böyle. Diyerek şaşkınlığını dile getirdi. Ahmet Abi:
                -Muammer! Gördüğün gibi bu gece, kendine şeyh diyen o kişi soğutulan içkileri içecek. Hep beraber içecekler. Kadeh kaldırıp sözde Allah muhabbeti yapacaklar. Kendi günaha girdiği gibi etrafındakileri de günaha sokacak. Ama benimle birlikte içkinin haram olduğunu söyleyip durdu. O bir sahtekârdır, sahtekârların eli öpülmez. Orada eli öpülecek kişi, safiyeti ve inanmışlığı ile bize hizmet eden meydancı gençtir. İnanmış ama yazık ki yanlışa inanmış. Yanlışa teslimiyet gösteriyor. Burada suçlu, o gencin saf ve temiz inancını istismar eden Aleydin denen adamdır. Bizim o içkileri gördüğümüzü bilse idi başka türlü konuşur onlara bir kulp takardı. Böyle sahtekârların yalanı bitmez. Ben gencin elini öpmeye çalışarak onlara bir şeyler anlatmaya çalıştım ama anladıklarını sanmıyorum. Böyle adamlardan hayır gelmez, bu yüzden parti konusunu hiç açmadım. Varsın oyumuz eksik olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder